Kürt Meselesine Stratejik Bir Hatırlatma
Kürt Meselesine Stratejik Bir Hatırlatma
Türk Stratejik Düşünme Merkezi TÜMER Başkanı Onur Beyhan, Devlet Aklı, Tarihsel Hafıza ve Bölgesel Gerçeklik, çerçevesinde tarihi gerçeklik yaklaşımıyla bir hatırlatmada bulundu- akarhaber
Türk Devleti, tarihsel sürekliliği içinde karşılaştığı büyük güvenlik ve beka sorunlarını, devlet aklı ve zorunlu stratejik kararlarla çözmüştür. Geçmişte yaşanan Ermeni meselesinde, dönemin şartları içinde uygulanan tehcir politikası da bu zorunlulukların bir sonucudur. O günkü Osmanlı nüfusunun yaklaşık %15’ini oluşturan Ermeni nüfus, emperyalist güçlerin doğrudan aparatına dönüşmüş; devlet, varlığını ve sürekliliğini korumak adına sert ama kaçınılmaz bir refleks göstermiştir.
Bugün Türkiye’de Kürt nüfus oranı da yaklaşık %15 civarındadır. Zazalar, etnik ve kültürel olarak Kurmanç değildir; buna rağmen, özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da bazı aşiret yapılarının ısrarla Amerikan merkezli projelere alet edilmesi, devlet açısından ciddi bir güvenlik riski üretmektedir. Batıya yerleşmiş, toplumsal uyum sürecine dâhil olmuş Kürt kökenli Türk yurttaşları bu kapsamda değerlendirilmemelidir.
Ancak bölgeyi istikrarsızlaştıran, dış merkezli planlara taşeronluk yapan yapılar, tarihin sert yasalarıyla yüzleşmek zorunda kalabilir. Çünkü hiçbir ciddi devlet, kendi sürekliliğini ve egemenliğini riske atmaz.
Bugün Kürt toplumu için iki yol bulunmaktadır:
Birincisi, emperyalist projelere angaje olarak bölgeyi ateşe sürüklemek ve bunun sonunda Ermenilerden daha ağır bedeller ödemek.
İkincisi ise bu coğrafyada tarih boyunca tek ciddi devlet geleneğini inşa etmiş olan Türk Devleti ile kader birliği yaparak, emperyalist tuzakları reddetmek ve ortak gelecek inşa etmektir. Üçüncü bir yol yoktur.
“Bize devlet kurulsun, Doğu ve Güneydoğu da verilsin, sonra da Türklerle iyi geçinelim” şeklindeki yaklaşım, hem tarihsel gerçeklerden hem de jeopolitik akıldan tamamen kopuktur. Türk’ün toprağına göz diken, Türk’le düşman olmayı göze almış demektir. Bunun bedelinin ne olduğunu ise tarih açık biçimde göstermiştir.
Yüz yıl önce emperyalist Batı, Türk milletini Anadolu’da boğmak istedi. Önce ana yurtlarımızdan biri olan Balkanları işgal etti. Ardından Batı Anadolu’yu işgal ederek Polatlı’ya kadar ilerledi. Güneyde Fransızlar, kuzeyde Rum çeteleri, batıda Yunan ordusu, İstanbul’da İngilizler, doğuda Ermeni çeteleri vardı. Türk milleti, tüm bu kuşatmaya karşı kendi gücüne dayanarak ayağa kalktı. Balkanlar geçici olarak kaybedildi, ancak Anadolu kurtarıldı ve vatan olarak muhafaza edildi. Kimse bize devlet vermedi. Türk milleti kendi bileğine, kendi aklına, kendi iradesine güvenerek emperyalistleri bu topraklardan söküp attı.
Bu nedenle bugün de kimse kimseye devlet vermez. Amerika ve Batı, bugün kullandığı unsurları yarın gözünü kırpmadan satar. Bunun sayısız örneği vardır. Kuzey Suriye’de yaşanan hezimet, bu gerçeğin en güncel kanıtıdır.
Bu coğrafyanın yerli ve kadim unsurları Türkler, Araplar ve Farslardır. Farslar zamanla İran’ın güneyine çekilecek, kuzeydeki hâkimiyetleri zayıflayacaktır. Arap dünyası ise tarihsel devlet geleneği üretemediği için küçük emirlikler ve parçalı yapılar halinde varlığını sürdürecek, güvenlik ve denge açısından Türkiye’ye yaslanacaktır. Bölgenin manevi ve siyasal organizasyonunu ise tarih boyunca olduğu gibi Türk Devleti sağlayacaktır. Hakem rolünü üstlenecek, kardeşlik hukuku ve adalet anlayışıyla düzeni tesis edecektir.
Yeni dünya düzeninde, yerkürenin farklı bölgelerinde bölgesel güçler ortaya çıkarken, Ortadoğu’nun tek gerçek ve sürdürülebilir devleti Türk Devleti’dir. Bu nedenle yapılması gereken, Türklerle yazgı birliği yaparak bölgenin gerçek efendisi olmaktır. Türk, Arap ve Fars dünyasına karşı cephe açarak, onların topraklarından devlet kurmaya çalışmak; hiçbir karşılık görmeyeceğini sanmak, tarih ve siyaset bilimi açısından tam bir hayaldir.
Kürtler, acilen bu stratejik körlükten çıkmalı, emperyalist manipülasyonlara kapılmayı bırakmalı ve aklıselime dönmelidir. Hâlâ geç değildir. Ancak zaman daralmaktadır.
Unutulmamalıdır ki Türk Devleti, binlerce yıla dayanan devlet hafızasına, kurumsal akla ve imparatorluk tecrübesine sahiptir. Türk milleti, devletli bir millettir. Bu tarihsel birikimle, aşiret temelli zayıf aidiyet yapılarının boy ölçüşmesi mümkün değildir.
Aklınızı başınıza alın.






